18 Mart 2023 Cumartesi

''Âvazeyi bu âleme Dâvud gibi sal Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.''

 Bazen kaderimizi seçemediğimize isyan ederiz. ''Keşke'' deriz. ''Seçim şansım olsaydı.'' Peki ya seçim şansım ikiye, beşe, ona bölünseydik? O kararsızlık bizi hasta etmez miydi? Bu durum yüzünden anımız, anlarımız, hislerimiz ziyan olsaydı ne yapardık? Bir şeye karar verirken bile ikinci bir seçeneği değerlendirmeye meyilli olan bu gönlümüz, birçok seçenek arasındayken kaybolup en yanlış olanı seçemez miydi? O yanlışı seçtiğimiz için  hangimiz ''İyi ki bu yanlışı seçmişim!'' dedi ki? Kim diyebildi? ''İyi ki yanlışı seçmişim, ohh ya iyi ki yanlış yoldan gitmişim!'' diyebilecek erdem hangimizin gönlünde vardı? Varsa yoksa elimizde kalan pişmanlıklarımız oldu. Belki de bu yüzdendir hayatın bazı konularda seçimi bize bırakmamasında yatan kader olgusu. Yüzde yüzü bize kalmış bir hayatın, yüzde kaçında 'doğru diyebileceğimiz kararlar alabildik? ''Bize yazılanı yaşıyoruz işte'' derken bile umutsuzluk kaplanan şu hayatlarımız... Yüzde kaçında hür irademiz ile yaşamayı kaldırabilirdik? (Kimbilir) 

Henüz neyi seçeceğini bilmekten aciz gönlümüz bu yükü nasıl kaldırabilirdi? 

Akıl, insanı hayvandan, varoluşu yaşamaktan ayıran en net şeydir derler. Asıl olan o aklı kullanabilmek yeteneği değil midir? Meğer bu yetenek dediğimiz her aklı olanın sahip olduğu bir olgu değilmiş. 27 yaşıma kadar ne kararlar aldım. Nelerden vazgeçtim. Nelere evet deyip pişman oldum. Sonrası hep ''hayata bir kez geliyorum'' tesellisinden ibaret oldu. Şimdi? Şimdi hep bir soru işareti oldu. Şimdi ne olacaktı? İmtihandı. Sınavdı. Hayatın getirdiği bir yoksunluk oldu. Her insan hata yapardı. Avuntum bu oldu. Her arkadaşımın ölümünden, hayatımdan eksilişinden sonra yeniden doğdum. Tam unutuştum ölümü öylesine yaşıyordum ki yeniden doğmaya başladım sarsıntıları ile. Bitti dediğim, böyle gider dediğim hayata yeniden başladım. Sonrası hep tek düzelik. Meğer asıl olan karar vermek değil, kararını uygulayabilmekmiş. Yaşaya yaşaya öğretti hayat. ''Hayatın öğretisi bitmezdi; önemli olan öğrettiklerini benimseyebilmek.'' derdi bir hocam. Benimsediğim ne var ise şimdi bir ölüm ile yeniden sarsıldı. Tüm dünyevi arzularım bir yana asıl olmak istediğim ben ile olmak istediğim benliğin arasında sıkışmış bu hayatı boş veriyorum. Sınav kağıdını tüm bilinmezliği ile boş veren öğrenci misali boş veriyorum. Pes etmek değildi bunun adı. Pes etmek dediğimiz çaba göstermemekle gelen bir histi ama ben boş vermiştim. Tüm çabalarıma rağmen kuramadığım düzenime kocaman bir boş olarak bakmaktaydım. Asıl olmak istediğim kişi ben değildim. Beni olduğum gibi seven ailem, arkadaşlarım ya da hayat arkadaşım varken ben kendimi olduğum kişi olarak sevmekte yorgun düşmüştüm. Ötesinin hayalini kim kurabilirdi? Kim çabalayabilirdi benden başka? Ben pes etmenin kolaylığını seçmedim. ''Yıllardır tek başıma çabaladığım bu hayatın getirisi ne olmuştu?'' dedim kendi kendime. Hep sordum. Cevaplar beni mutlu etmedikçe daha çok boş verdim. Şimdi? Şimdi ne olacak bilmediğim, kararlarımı seçemediğim bu hayat bana ne getirecek şimdi?

İzleyip göreceğim. Belki pişman belki de iyi ki ile sonuçlanacak. Her biten hayat gibi. 

İzleyip göreceğim. Yaratılanı, yaratandan ötürü sevdiğim bu hayat beni yaratanın hatrı için sevecek mi? Bilemiyorum.

Bildiğim tek şey on parmağımla da sarılsam bu hayata;

''Âvazeyi bu âleme Dâvud gibi sal Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş''