20 Aralık 2023 Çarşamba

Cunda Akşamüstü

 Hayat sana istediğini verdiğinde hala onu istemeye devam edebilecek misin?

Ya da pişman olup keşke istemeseydim mi diyeceksin?

Bu ayrımı nasıl yapabiliriz?

Mutlu olmak bir şeye ulaşmak değil de ona sahip olabildiğin için karnındaki kelebeklerin hiç durmaması değil midir?



Bu aralar çok fazla ipin birbirine dolaşıp bir küre oluşturması misali kafamda soru işaretleri küresi ile yaşıyorum. İstediğim bir hayatın tam da ortasına düştüm. Çok huzurlu ve keyifliyim. Kendimi buldum! İşte bu yüzden tıpkı eskisi gibi yazmak için başladığım yerdeyim. Belki en son kaç yıl önce kendimi ait olduğum yerde hissetmiştim bunu hatırlayamıyorum. Fakat şimdi başa döndüm ve huzurun göbeğine düştüm. Eski ben... Hiçbir şey yapmak için kendini zorunlu hissetmeyen, özgürce ruhunu dolaştıran, gerektiğinde ruhunu serbest bırakan ve her şeyden arınan bir benliğe geri dönüş. Sahi insan bunu nasıl anlayabilirdi?

Küçük bir çocuğun hiç bilmediği kelimeleri merak edişi ve ısrarla soruşu gibi hep merak etmiştim. 
''Ben bu hayattan ne istiyorum?'' diye. Sanırım 27 yaşımda bunun cevabını buldum. İçimde huzurla uyuyup, huzurla uyanan bir vicdanla yaşamak istiyordum. Dönem dönem vicdanımı çok rahatsız ettiğim ve onun da bana karşı çıktığı anlarım oldu. Dünyanın hiç durmadan güneş etrafında dönüşü gibi; kaybettiğim vicdanımın peşinden koştum durdum. Nihayet buldum. Tuttum onu sımsıkı. Artık kimse ve hiçbir şey için elimden gitmesine izin vermeyecektim. Sırf başka yüzler tebessüm etsin ya da başka gönüller ısınsın diye hayır diyemediğim şeylere evet diyerek kaybetmiştim vicdanımı. Koşarak uzaklaşıyordu benden... Öyle tuttum ve sarmaladım ki onu şimdilerde... Artık sadece ben, benim tebessümüm ve benim vicdanım... 

Sahi siz hiç kendinizi unuttunuz mu? Başkalarının günahlarına ortak olup, zehir gibi güçlü üzüntülere göğüs gerip ''Sen yeter ki mutlu ol...'' dediniz mi birine? İnsanın başka birileri için yaşaması dünyanın en berbat hissidir. Kendini bir çukura atmak ve orada sadece gökyüzünün belli bir kısmını görmek gibi bir şey. Kocaman gökyüzünde kendini sıkışmış hissetmekten ibaret. Artık kimse için koşturmadan yaşayan, koca koca telaşeleri olmayan, kimseye ve hiçbir duruma yetişmek için kendinden ve ailesinin zamanından kısmayan bir ömür inşa ettim kendime. Bana inanan ailem sayesinde şimdi tam da huzurun göbeğinden yazıyorum bunları. Mutlu olmak istediğim yerde, denize nazır bir ege kasabasında, her sabah denizin kokusuyla uyanarak...Sakinlik ve rutin insanı dinç tutuyor. Bunu geç de olsa öğrenmiş olmama seviniyorum. Çünkü kendime dair artık sevinmek istiyorum. Başkaları için üzülmek, güçlü gözükmeye çalışıp, güçlü kalabilmeyi diretmek istemiyorum. Bana iyi gelmeyen, küçük hesaplar içinde boğulan, akrabalık ilişkilerini daima birbirlerine kötü sözler söyleyip, hiçbir zaman gurur duymayı, takdir etmeyi, bir kere de elini omzunda gezdirip sevgi göstermeyi becerememiş kişileri de yok ettim. Kafamın içinde öldürdüm ve cenaze namazlarını kıldım. Artık öyle kendimi soyutladım ki istemediğim durumlardan ve kişilerden... Şimdilerde mavilere kaçmış biri olarak uçsuz bucaksız ve kimsesiz denizimde dalgalanıp, süzülüyorum.

İnsanın kendini bulabilmesi ve bulduğu yere de ait hissetmesi kadar pamuklara sarılmış hissettiren başka bir his yokmuş. Dünyaya bir kere geldiğini düşününce aslında her şey de bomboş geliyor. İşte tam o an yapmak istediğini yapmak kendini sana ''Ben buyum ve istediğimi yaşıyorum!'' demenin gururunu hissettiriyor. Ömrümce özgürlükten dem vurdum. Hiçbir zaman birilerine ve olaylara bağlı olmak bana göre bir şey değildi. Canım ne isterse o an o olabilmeliydi. Çünkü geriye dönüp baktığınızda boşa geçmiş ve hep başkalarının istekleri ve arzuları üzerine inşa edilmiş bir sen görmek çok acı olmalıydı... Bu hissi çok yaşadığım için en çok yakındığım şey bu olmuştu. Şimdi ise limanından ayrılan bir gemiyi nokta olarak görüşüm gibi uzaklaşıyorum. Kendime yeni bir ben inşa ediyorum... Yazmayı özlemişim. Canım basit duygularım gibi basit küçük cümlelerim... Kimseyi yormadan yaşamaya devam etmek gibi... Kenarından köşesinden yaşamın... Bir Cunda akşamüstünde denizin kenarından usulca yürümek, güneşe veda edercesine selam vermek, bir tebessüm bırakmak seninle beraber yürüyen hayvanlara... Usul usul geçen ömrüme sevgi ve saygımla...

18 Mart 2023 Cumartesi

''Âvazeyi bu âleme Dâvud gibi sal Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.''

 Bazen kaderimizi seçemediğimize isyan ederiz. ''Keşke'' deriz. ''Seçim şansım olsaydı.'' Peki ya seçim şansım ikiye, beşe, ona bölünseydik? O kararsızlık bizi hasta etmez miydi? Bu durum yüzünden anımız, anlarımız, hislerimiz ziyan olsaydı ne yapardık? Bir şeye karar verirken bile ikinci bir seçeneği değerlendirmeye meyilli olan bu gönlümüz, birçok seçenek arasındayken kaybolup en yanlış olanı seçemez miydi? O yanlışı seçtiğimiz için  hangimiz ''İyi ki bu yanlışı seçmişim!'' dedi ki? Kim diyebildi? ''İyi ki yanlışı seçmişim, ohh ya iyi ki yanlış yoldan gitmişim!'' diyebilecek erdem hangimizin gönlünde vardı? Varsa yoksa elimizde kalan pişmanlıklarımız oldu. Belki de bu yüzdendir hayatın bazı konularda seçimi bize bırakmamasında yatan kader olgusu. Yüzde yüzü bize kalmış bir hayatın, yüzde kaçında 'doğru diyebileceğimiz kararlar alabildik? ''Bize yazılanı yaşıyoruz işte'' derken bile umutsuzluk kaplanan şu hayatlarımız... Yüzde kaçında hür irademiz ile yaşamayı kaldırabilirdik? (Kimbilir) 

Henüz neyi seçeceğini bilmekten aciz gönlümüz bu yükü nasıl kaldırabilirdi? 

Akıl, insanı hayvandan, varoluşu yaşamaktan ayıran en net şeydir derler. Asıl olan o aklı kullanabilmek yeteneği değil midir? Meğer bu yetenek dediğimiz her aklı olanın sahip olduğu bir olgu değilmiş. 27 yaşıma kadar ne kararlar aldım. Nelerden vazgeçtim. Nelere evet deyip pişman oldum. Sonrası hep ''hayata bir kez geliyorum'' tesellisinden ibaret oldu. Şimdi? Şimdi hep bir soru işareti oldu. Şimdi ne olacaktı? İmtihandı. Sınavdı. Hayatın getirdiği bir yoksunluk oldu. Her insan hata yapardı. Avuntum bu oldu. Her arkadaşımın ölümünden, hayatımdan eksilişinden sonra yeniden doğdum. Tam unutuştum ölümü öylesine yaşıyordum ki yeniden doğmaya başladım sarsıntıları ile. Bitti dediğim, böyle gider dediğim hayata yeniden başladım. Sonrası hep tek düzelik. Meğer asıl olan karar vermek değil, kararını uygulayabilmekmiş. Yaşaya yaşaya öğretti hayat. ''Hayatın öğretisi bitmezdi; önemli olan öğrettiklerini benimseyebilmek.'' derdi bir hocam. Benimsediğim ne var ise şimdi bir ölüm ile yeniden sarsıldı. Tüm dünyevi arzularım bir yana asıl olmak istediğim ben ile olmak istediğim benliğin arasında sıkışmış bu hayatı boş veriyorum. Sınav kağıdını tüm bilinmezliği ile boş veren öğrenci misali boş veriyorum. Pes etmek değildi bunun adı. Pes etmek dediğimiz çaba göstermemekle gelen bir histi ama ben boş vermiştim. Tüm çabalarıma rağmen kuramadığım düzenime kocaman bir boş olarak bakmaktaydım. Asıl olmak istediğim kişi ben değildim. Beni olduğum gibi seven ailem, arkadaşlarım ya da hayat arkadaşım varken ben kendimi olduğum kişi olarak sevmekte yorgun düşmüştüm. Ötesinin hayalini kim kurabilirdi? Kim çabalayabilirdi benden başka? Ben pes etmenin kolaylığını seçmedim. ''Yıllardır tek başıma çabaladığım bu hayatın getirisi ne olmuştu?'' dedim kendi kendime. Hep sordum. Cevaplar beni mutlu etmedikçe daha çok boş verdim. Şimdi? Şimdi ne olacak bilmediğim, kararlarımı seçemediğim bu hayat bana ne getirecek şimdi?

İzleyip göreceğim. Belki pişman belki de iyi ki ile sonuçlanacak. Her biten hayat gibi. 

İzleyip göreceğim. Yaratılanı, yaratandan ötürü sevdiğim bu hayat beni yaratanın hatrı için sevecek mi? Bilemiyorum.

Bildiğim tek şey on parmağımla da sarılsam bu hayata;

''Âvazeyi bu âleme Dâvud gibi sal Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş''